İyiydik lan!

Ne güzel söylemiş sevgili Umut Sarıkaya: İyiydik lan!

Geçmişime bakıyorum da ne kadar yerde söylemem gerekirmiş bu süper lafı. Öğretmen çocuğu olmanın getirdiği bir avantajla okuma-yazma olayını okuldan önce halletmiştim. Tabi şimdi bunu okuyanlar ‘ben öğretmen çocuğu değilim ama ben de öğrendim okuldan önce. Ne sanıyorsun kendini amip’ diyebilir. Varsın desinler. Küfür bile edebilirler hatta artistliğimden ötürü. Ama canlar bu bir artistlik değil. Gerçekten değil. Ulan bu mevzuuyla artistlik mi yapılır zaten…

Neyse…

İlkokul 1. sınıfta okuma-yazmayı bilmenin ve evde bir özel öğretmenin varlığını bildiğim için dersler oldukça sıkıcıydı. Hele o yana çizgiler falan… Aman yarabbim. Bundan dolayı normal bir öğrencinin teneffüsü arzuladığından 2 kat arzuluyordum. Çünkü teneffüste dünyanın en güzel oyunu vardı. Sıcak bölge-Soğuk bölge. Ben bulmuştum bu oyunu. Bütün sınıf oynuyorduk. Ama ben öncüydüm. Bu saçma öncülüğün verdiği anlamsız gurur vardı ders çıkış zili çaldığından itibaren. Zille birlikte herkes bana bakıyordu. ‘Hadi Diren kur oyunu oynayalım hemen’ der gibiydiler. Oyun şu canlar, Okulun gölgeli tarafı soğuk, gün ışığı alan tarafı sıcak bölge. Gruplara ayrılıyoruz, bölgelerini değiştiren grup elemanlarının özellikleri değişiyordu falan. Yaşımız küçülüyordu ya da büyüyordu. Ya da kötü-iyi oluyorduk falan. Ne malca değil mi! ‘Evet’ diyorsunuz biliyorum ama hangimiz mal olmadık ki o yaşlarda canlarım! Oyunun amacı da karşı bölgedeki grup elemanını bir şekilde ayartarak kendi bölgene almak. Teneffüs boyunca bir o tarafa bir bu tarafa yürür dururduk. Şu an fark ettim ki ben o yaş gurubuna göre daha malmışım evet.

Ama nasıl bir keyif anlayamazsınız bunu. Şu an bu satırları yazarken bile o duyguyu hissediyorum. Bu arada oyunu kendime mal ettim ama can dostum Selçuk’u da bu efsane oyunun kurucularından. Zaten zaman geçtikçe Soğuk bölge onun, sıcak bölge benim oldu. Sürekli değiş tokuş yaptık teneffüsler boyu. Yemek yemediğimizi bilirim bu saçma oyunu oynamak için.

Günler böyle oyunlu bölgeli geçerken, sınıf öğretmenimiz bize müjdeli bir haberi olduğunu söyledi. 1. sınıf öğrencisi için müjde ne kadar kapsamlı olabilir a dostlar. O an beklediğim tek müjde, teneffüs sürelerinin uzaması ve hem oyunumuzu oynamak, hem yemeğimizi yiyebilmek! İşte buydu beklediğim. Ama verilebilecek en kötü haberi verdi öğretmenim. Okul taşınıyordu. Yani sıcak bölge soğuk bölge mazide kalacaktı.

Sustum. Ağlamaklı oldum. Oyunum, liderliğim bitiyordu. Sınıf ise havalardaydı. Abartılı bir coşku. Ne var sanki mınakoyym. Nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz. O güzel okulumuzdan ne kadar güzel olabilir ki! Ama ‘yeni’ kavramı çekmişti işte arkadaşlarımı. Selçuk’la göz göze geldik. ‘Ne güzel işte yeni okulumuza gidiyoruz, hem 4 katlıymış dedi’ Vay amk dedim. Meğer Selçuk’un yeni okuldan haberi varmış. Bir ben bilmiyormuşum. ‘Aa iyi o zaman 4 katlıysa’ dedim yalandan bir sevinçle…

Ve işte o an oldu her şey. Daha doğrusu şimdiki cesaretim olsa olurdu. Parmak kaldırıp söz isterdim canım öğretmenimden. ‘Söyle Diren’ciğim’ derdi. Tabi sınıf susmazdı 4 katlı okula gitmenin verdiği heyecanla ve öğretmenim ‘Arkadaşlar sessiz olun, Diren arkadaşınızın söylemek istediği bir şey var, Evet Diren’ciğim?’ derdi.

Ben de, ‘Öğretmenim, İYİYDİK LAN!’ derdim.

Belki de ‘Tabi iyiyiz mınakoyym. Skerim 4 katlı okulu’ der kalırdık sıcak-soğuk bölgeli okulumuzda… Ama olmadı. Diyemedim. Kalamadık.

Hiç yorum yok: